Bookmark and Share

alt

BM İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ ÇERÇEVE SÖZLEŞMESİ

3-14 Haziran 1992 yılında toplanan Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı’nda (Rio Konferansı) dünyadaki en önemli çevre sorunlarından olan iklim değişikliği ve çölleşme konuları gündeme getirilmiştir. Bu konferansta küresel ısınmayı durdurmak amacıyla, insan faaliyetleri sonucunda atmosfere salınan sera gazı miktarının sınırlandırılmasını hedefleyen United Nations Framework Convention on Climate Change-Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS) imzaya açılmış ve 21/3/1994 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 

BMİDÇS, küresel iklimi korumaya ve sera gazı salımlarını azaltmaya yönelik genel ilkeleri, eylem stratejilerini ve yükümlülükleri düzenlemektedir.  Sözleşme iki ek liste içermektedir.

 Ek-I: Emisyon kaynaklarını sınırlandırarak, emisyon emen alanları arttırarak, 2000 yılına kadar sera gazı emisyonlarını 1990 yılı seviyesine indirmeyi hedefleyen, EK-II ülkeleri ve pazar ekonomisine geçiş sürecindeki ülkeler

 Ek-II: Gelişmiş ülke Tarafları, gelişmekte olan ülkelere Sözleşme’den kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmelerine yardımcı olmak ve uyum için mali kaynak sağlamak ve teknoloji transferi için adımlar atmakla yükümlüdür.  

Kyoto Protokolü’nün hayata geçebilmesi için, sera etkisi yaratan gazların % 55'i oranında yayılımını yapan ülke tarafından imzalanması gerektiğinden son olarak 18 Kasım 2004 tarihinde Rusya Federasyonu’nun da onaylamasıyla Kyoto Protokolü 16 Şubat 2005 tarihinde fiilen yürürlüğe girmiştir. Türkiye 26 Ağustos 2009 tarihinde Kyoto Protokolü’ne resmen taraf olmuştur.

AB'nin durumu

“İklim Değişikliği ve Adaptasyon” konusunun Avrupa Birliği’nin önümüzdeki dönemde en önemli konularından bir tanesi olacağı ve toplam fonların %35’lik kısmının bu konuda harcanmasının gündeme geldiği AB yetkililerince ifade edilmektedir.

AB İklim değişikliği ve Uyum Beyaz Kitabının yayımlanmasını takiben uyumun AB politikaları çapında ana akım haline getirilmesi çok daha hızlandırılmış olup, bu durumun daha da ilgi odağı haline gelmesi, AB Uyum Stratejisinin açıklanmasını takiben gerçekleşecektir. Avrupa Çevre Ajansı’nın 13 üyesi ulusal uyum stratejileri benimsemiş, bunların bir kısmı ulusal eylem planlarını oluşturmuştur. 2012 yılı Mart ayında Avrupa Komisyonu ile Avrupa Çevre Ajansı ortak girişimi Avrupa İklim Uyum Platformu (Climate-ADAPT) kurulmuştur.

İklim değişikliği etki analizi ve ilgili uyum araştırmaları Avrupa’da gelişmekte olan politika alanlarıdır. Birçok uluslararası politika çerçevesi, taahhüt ve girişim bilimsel ve teknolojik alanda araştırma aktivitelerini şekillendirmektedir. Bilim ve politika alanındaki etkileşimler daha önce örneği görülmeyen bir yoğunluğa ulaşmıştır. Ulusal bazda geliştirilmiş programları Avrupa ve uluslararası ağlar yoluyla koordine etme talebinde artış gözlenmektedir.

İklim değişikliğine uyum toplumların ve ekosistemlerin, değişen iklim şartları ile baş edebilmelerine yardımcı olmak için gerçekleştirilen eylemler ve alınan önlemlerdir. Bir diğer deyişle iklim değişikliğine uyum; iklim olaylarının (risklerinin) etkileriyle mücadele etmek, fayda sağlamak ve etkileri yönetebilmek için stratejilerin güçlendirilmesi, geliştirilmesi ve uygulanması sürecidir (IPCC, 4. Değerlendirme Raporu).

İklim değişikliğine uyum, iklim değişikliğinin negatif etkilerinin azaltılması için doğru önlemler almayı zorunlu kılmakla birlikte fırsatlardan da yararlanmayı amaçlamaktadır. Uyum çalışmasında iklim değişikliğinin etkilerinin belirlenmesi, etkilenebilirlik ve uyum süreçlerinin anlaşılması ve bunlara yönelik değerlendirmelerin yapılması gerekmektedir.

İklim değişikliği ile mücadele çalışmalarında uyum faaliyetleri tüm dünyada günden güne önem kazanmaktadır. Uyum faaliyetleri belirlenirken ve uygulanırken gerek bölgesel, gerek ulusal düzeydeki planlama çalışmalarında dikkat edilmesi gereken pek çok husus vardır. Uyum faaliyetlerinin planlamasından önce etkilenebilirlik analizleri sektörler özelinde yapılmalı ve özellikle alarm veren sektörler önceliklendirilmelidir. Ülke düzeyinde yapılan bütün politika ve planlama çalışmalarında iklim değişikliğinin etkileri göz önünde bulundurulmalıdır.

Uyum faaliyetleri çok amaçlı faaliyetler olduğu için iklim değişikliğine uyumu sağlamakla beraber yanında başka amaçlara da hizmet etmektedir. Örneğin bir baraj yapımı taşkından korunma yapısı olmakla beraber içme suyu teminini de sağlamaktadır. Bu nedenle bütün plan-program çalışmalarında uyum faaliyetleri bir bütün olarak ele alınmalıdır.

İklim değişimi, sadece yıllık yağış miktarındaki değişimden kaynaklanan değil, aynı zamanda, çölleşme ve sel gibi ekstrem olayların ciddiyet ve sıklığının artmasından kaynaklanan sıkıntılar doğurmaktadır. Bu olayların her ikisi de, insan ve hayvan sağlığı üzerinde ve bir o kadar da ekonomide yıkıcı etkilere sahiptir. Bu nedenle uygun, anlaşılabilir uyarı ve yönetim metotlarına ihtiyaç büyüktür. Ayrıca sosyal ve ekonomik etkiyi azaltacak çözümlere de gereksinim duyulmaktadır.

Sıcak hava dalgaları, seller ve kuraklık gibi aşırı hava olayları sonucunda son yıllarda Avrupa’nın genelinde hasar maliyetlerinde artış meydana gelmiştir. Bu eğilimde iklim değişikliğinin oynadığı rolü anlamak için daha fazla kanıt gerekse de, afet ve hasara eğilimli bölgelerde artan insan aktivitesi temel faktör olmuştur. Aşırı hava olaylarının daha yoğun ve daha sık görülmesi beklendiğinden, gelecekteki iklim değişikliğinin, bu hassas yapıya daha fazla katkıda bulunacağı düşünülmektedir. Rapora göre, Avrupa’daki toplumlar iklim değişikliğine uyum sağlamazlarsa, hasar maliyetlerinin artmaya devam etmesi beklenmektedir.

Avrupa’daki ekonomik eşitsizliklerden dolayı bazı bölgelerin, diğerlerine göre iklim değişikliğine uyum sağlamakta daha fazla zorlanacağı bildirilmektedir. İklim değişikliğinin etkileri, bu eşitsizliği daha da belirgin hale getirebilir.

İklim değişikliği dünyanın bir gerçeği ve bu değişikliğin hızı ve boyutu gün geçtikçe daha çok ortaya çıkmaktadır. Bu, haneler de dâhil olmak üzere, ekonominin her kesiminin bu değişime uyum sağlaması ve emisyonlarını azaltması anlamına gelmektedir.

Bireysel uyum tedbirlerinin yerel veya bölgesel çapta alınmaları gerekmekle birlikte sürecin her yerde ilerletilmesi ancak büyük resmi görerek mümkündür.

AB çapında, uyum konusunda geçerli yaklaşıma katkıda bulunmaya, uyum tedbirlerini bütün politikalara entegre etmeye, finansman için stratejiler ve enstrümanlar belirlemeye ve uluslararası işbirliği geliştirmeye yoğunlaşmak gereklidir.

İklim değişikliği ve Uyum konusunun nedenleri ve etkileriyle gerek bölgesel gerekse küresel bazda birlikte hareket edilmesi gereğinden hareketle, ortak çalışma kültürünün geliştirilmesi birinci öncelikli konular arasında yer almaktadır.

İklim değişikliği etkileri kamu ve özel sektör aktörleri için bazı riskleri ve fırsatları beraberinde getirmektedir. Özel şirketler şiddetli hava olayları nedeniyle tedarik zincirlerindeki ikmallerinde veya üretim süreçlerinde sıkıntı yaşama riskiyle karşı karşıya kalabilirler. Benzer şekilde kamu kurumları kamu sağlığı ve güvenliği tehditlerine karşı hazırlıklı olmak zorundadırlar. Bu kapsamda kurumların iklim değişikliği yaklaşımları geliştirmeleri ve karar alma ve değişim süreçlerine katılmaları bağlamlarında uyuma nasıl yaklaştıklarını belirlemek önem kazanmaktadır.

AB çapında uyumda ise halihazırdaki yaklaşıma ek olarak uyum tedbirlerini bütün politika alanlarına entegre edilmesi, iklim finansmanı için stratejiler ve enstrümanlar oluşturulması ve uluslararası işbirliğinin geliştirilmesi gereklidir.

Bu kapsamda AB’nin görevleri şu şekilde özetlenebilir:

  • İklim değişikliği etkileri ve riskler konusunda bilginin yaygınlaştırılması
  • En iyi yaklaşımlar üzerine rehberlik hizmeti sağlanması
  • Ulusal eylemlerin koordine edilmesi
  • Yasalar yaparak hedeflere ulaşılması
  • Finansman sağlanması

2009 yılında AB Komisyonu tarafından yayınlanan Beyaz Kitap ile AB çapında uyuma yaklaşımın genel çerçevesi çizilmiştir. Raporda farkındalık arttırmaktan uyum konusunda kapsamlı bir bilgi sistemi geliştirmeye kadar farklı politikalarda uygulamaya konulacak 30 eylem tanımlanmıştır.

Avrupa Komisyonu’nca 2010 yılında iklim değişikliği konusunda çalışmak ğzere İklim Eylemi Genel Direktörlüğü (CLIMA) oluşturulmuştur. Bu direktörlüğün görevi ise AB çapında iklim değişikliğine uyumu tüm AB-çapında politikalar bazında öncelik haline getirmek ve AB uyum politikalarını koordine etmek olarak belirlenmiştir.

İklim değişikliği pek çok AB politikasında, özellikle iklim değişikliğinden fazlasıyla etkilenecek olan tarım, denizcilik, enerji, sivil koruma ve bölgesel politika alanlarında öncelikli olarak ele alınmaya başlamıştır.

AB İklim Uyum Stratejisinin 2013 yılında onaylanması beklenmektedir. Bu durumda ulusal ve makro-bölgesel alanlarda uyum stratejileriyle etkileşime geçmesi gerekecektir. Ulusal stratejilere bakılacak olursa, AB ülkelerinin bu konuda belli seviyelerde ulusal politika geliştirip uygulamaya başladıkları görülmektedir. İlk makro-bölgesel uyum stratejisi olarak BALTADAPT projesinin 2013 yılı içinde yatay bir eylem olarak AB Baltık Denizi Bölgesi Stratejisi ile birleştirilmesi beklenmektedir.

Ulusal, bölgesel ve AB çapında strateji ve eylem planlarının etkileşimleriyle ilgili fırsatlar ve sınırlar ve bunların eylem uygulamaları önem kazanmaktadır. Bu kapsamda bölgesel stratejilerin yerel uygulamadan ulusal strateji geliştirilmesi üzerine katkıları ve AB stratejisinin uygulanmasında kolaylaştırıcı rol oynayıp oynayamayacakları araştırılmalıdır.

Türkiye’nin Durumu

Ülkemizde de iklim değişikliği konusunda yapılan çalışmalar bu yıllarda başlamış olup son on yılda artan bir ivme kazanmıştır. Türkiye, bir OECD üyesi olarak, BMİDÇS 1992 yılında kabul edildiğinde gelişmiş ülkeler ile birlikte Sözleşme’nin EK-I ve EK-II listelerine dâhil edilmişti. 29 Ekim-6 Kasım 2001 tarihlerinde Fas’ın Marakeş kentinde yapılan 7. Taraflar Konferansı’nda (COP7) alınan 26/CP.7 sayılı Kararla Türkiye’nin diğer EK-I Taraflarından farklı konumu tanınarak, adı BMİDÇS’nin EK-II listesinden çıkarılmış fakat EK-I listesinde kalmıştır. Türkiye atmosferde tehlikeli bir boyuta varan insan kaynaklı sera gazı emisyonlarının iklim sistemi üzerindeki olumsuz etkisini önlemek ve belli bir seviyede durdurmak için akdedilen “İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi”ne 24 Mayıs 2004 tarihinde 189. taraf olarak resmen katılmıştır.

İklim değişikliğinin zararlı etkilerinin önlenmesi için gerekli tedbirlerin alınması, yapılacak çalışmaların daha verimli olabilmesi, kamu ve özel sektör kurum ve kuruluşları arasında koordinasyon ve görev dağılımının sağlanması ve bu konuda ülkemizin şartları da dikkate alınarak uygun iç ve dış politikaların belirlenmesi amacıyla 2001/2 sayılı Genelge ile “İklim Değişikliği Koordinasyon Kurulu (İDKK)” oluşturulmuştur. Kurulun yapısı; 6.1.2012 tarih ve 28165 Sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 2012/2 sayılı Genelge ile son dönemde kurulan yeni bakanlıklar, bakanlık adı ve teşkilat yapılarındaki değişikliklerle uyumlu hale getirilerek yeniden düzenlenmiştir.

İDKK kararları doğrultusunda; iklim değişikliği konusunda ülkemizde yapılacak çalışmaların kapsamının belirlenmesi, stratejilerin ve eylem planlarının oluşturulması, konuyla ilgili kurum ve kuruluşlar tarafından yapılması gereken faaliyetlerin belirlenmesi amacıyla birçok belge hazırlanmış, ilgili kurum ve kuruluşlar tarafından strateji oluşturulmuş ve mevzuat çalışması yapılmıştır.

Ulusal İklim Değişikliği Stratejisi (2010-2020)
İklim değişikliği konusundaki en temel politika dokümanı, kamu kurumları, özel sektör temsilcileri, sivil toplum kuruluşları ve üniversitelerin katılımı ve etkin bir çalışma süreci ile hazırlanan ve 2010-2020 yıllarını kapsayan Ulusal İklim Değişikliği Strateji Belgesi’dir (İDES). Strateji, Mayıs 2010 tarihinde Yüksek Planlama Kurulu tarafından onaylanmıştır.

İklim değişikliği ile mücadele yönünde yapılacaklara rehberlik edecek olan Strateji Belgesinde, BMİDÇS’nin “ortak fakat farklılaştırılmış sorumluluklar” ilkesi çerçevesinde Türkiye’nin ulusal imkânları ve uluslararası finansman ve hibelerin ulaşılabilirliği ölçüsünde gerçekleştireceği azaltım, uyum, finansman ve teknoloji politikaları yer almaktadır.

Türkiye'nin İklim Değişikliğine Uyum Kapasitesinin Geliştirilmesi Projesi
Birleşmiş Milletler (BM) Ortak Programı kapsamında 2008-2011 yılları arasında “Türkiye'nin İklim Değişikliğine Uyum Kapasitesinin Geliştirilmesi Projesi” Çevre ve Şehircilik Bakanlığı koordinasyonunda, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP), Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP), Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) ve Birleşmiş Milletler Sınai Kalkınma Örgütü (UNIDO) tarafından yürütülmüştür. Ortak Program, İspanya Hükümeti tarafından BM’e aktarılan Binyıl Kalkınma Hedeflerine Ulaşma Fonu (MDG-F) tarafından desteklenmiştir. Proje çıktılarından biri olarak Türkiye’nin ilk uyum stratejisi olan; İklim Değişikliği Uyum Stratejisi ve Eylem Planı hazırlanmıştır.

İklim Değişikliği Ulusal Eylem Planı (İDEP)
Ulusal İklim Değişikliği Stratejisi ve 9. Kalkınma Planında hazırlanması öngörülen “İklim Değişikliği Ulusal Eylem Planı” (İDEP) ülkemiz şartları çerçevesinde ilgili tarafların katılımıyla sera gazı emisyon azaltımı ile iklim değişikliğine uyum politika ve tedbirlerini ortaya koymak amacı ile hazırlanmıştır.

İDEP, İDKK üyeleri kurum ve kuruluşlarla beraber geniş bir paydaş grubuyla birlikte hazırlanmış ve Mayıs 2011 tarihinde kabul edilmiştir. Söz konusu plan iki ana eylem planından oluşmaktadır. Bunlar; Sera Gazı Emisyon Kontrolü Eylem Planı ve İklim Değişikliğine Uyum Eylem Planı’dır.

İDEP kapsamında; kurumsal yapılanma ve politika oluşturma, teknoloji geliştirme ve transferi, finansman ve ekonomik araçlar, veri ve bilgi sistemleri, eğitim ve kapasite artırımı alanları ile İDEP izleme ve değerlendirme mekanizmalarıyla ilgili eylemler bir araya getirilmiştir.

İDEP, Ulusal İklim Değişikliği Strateji’nde yer alan hedefler için alt eylemler sunmakta ve bunların hayata geçirilebilmesi ile ilgili olarak sorumlu kurum/kuruluşlar ve zamanlamayı tanımlamaktadır.

Sera Gazı Emisyonlarının Takibi Hakkında Yönetmelik
İklim değişikliği ile mücadele kapsamında önemli bir adım olan ve “Sera Gazı Emisyonlarının Takibi Hakkında Yönetmelik” 25 Nisan 2012 tarih ve 28274 sayılı Resmi Gazete’de ile yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

Yönetmelik kapsamında ulusal sera gazı emisyonlarının önemli bir kısmını teşkil eden elektrik ve buhar üretimi, çimento, demir-çelik, seramik, kireç, kağıt ve cam üretimi gibi sektörlerden kaynaklanan sera gazı emisyonlarının tesis seviyesinde izlenmesi hedeflenmiştir.

Böylece, ülkemizin sera gazı emisyonlarının daha kesin şekilde hesaplanması mümkün olacak, toplam emisyonların en az yarısı tesis seviyesinde belirlenmiş olacak, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın yetkilendirdiği Bağımsız Kuruluşlar tarafından doğrulanacak ve tesisler tarafından raporlanacaktır. Yönetmelik kapsamında tesislerin raporlama yükümlülüğü 2016 yılında başlayacaktır. Yönetmelik ile, AB Çevre Faslı müzakerelerinde önemli bir adım atılmıştır.

Yönetmelik kapsamına giren tesisler, her yıl düzenli olarak izleme, doğrulama ve raporlama sürecine tabi olacaktır. Oluşturulan doğrulama sistemi ile, tesis bazında hazırlanmış olan emisyon raporlarının Bakanlığa gönderilmeden önce bağımsız kuruluşlarca yerinde inceleme yapılarak doğruluğunun kontrolü sağlanmış olacaktır.

Yönetmeliğin uygulanması ile, tesis bazında sera gazı emisyonlarına ilişkin şeffaf, doğru, karşılaştırılabilir, tam ve tutarlı veri ve bilgi üretimi sağlanmış olacaktır. Bu sayede ülkemizin iklim değişikliği politikalarının oluşturulmasına ve iklim değişikliği ile mücadele konusunda atılacak adımların uygulanmasına yönelik temel altyapı oluşturulacaktır.

Karbon Piyasasına Hazırlık Ortaklığı (Partnership for Market Readiness-PMR)
Dünya Bankası tarafından gelişmekte olan ülkeler ile yükselen ekonomilerin Pazar mekanizmalarından etkin olarak yararlanmalarını teminen gerekli kapasite gelişimini sağlamak amacıyla, “Karbon Piyasasına Hazırlık Ortaklığı – Partnership for Market readiness (PMR)” adıyla yeni bir teknik destek programı hayata geçirilmiş olup söz konusu teknik destek programından ülkemizin de faydalanması için bir hibe sağlanmıştır. Bahse konu hibeye ilişkin Dünya Bankası ile Hazine Müsteşarlığı tarafından yapılan “Piyasaya Hazırlık Teklifi için Hibe Anlaşması – Pazara Hazırlık Ortaklığı (PMR) Çoklu Donör Fonu TF010793 No’lu Hibe Anlaşması, 6 Ocak 2012 tarih ve 28165 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanmıştır.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı koordinasyonunda yürütülen PMR faaliyetleri, Hazırlık ve Uygulama olmak üzere iki aşamadan oluşmakta olup, hali hazırda hazırlık aşamasında olan ülkemiz, uygulama aşamasında gerçekleştirilecek faaliyetlerin iş planını, ayrıntılı bütçesini ve ihtiyaç analizini içeren taslak Proje Teklif Belgesi taslağı hazırlanarak 11-15 Mart 2013 tarihleri arasında ABD’nin Washington kentinde gerçekleştirilen PMR Ortaklık Asamblesinde Beşinci Toplantısında sunulmuştur.

Söz konusu PMR Belgesinin nihai hali 3 Mayıs 2013 tarihinde PMR Sekretaryasına gönderilerek, 24-26 Mayıs 2013 tarihleri arasında İspanya’nın Barselona Kentinde gerçekleştirilecek MPR Asamblesi Altıncı Toplantısı’nda sunulmuştur.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nca hazırlanan 'İklim Değişikliği ve Türkiye' broşürüne ulaşmak için tıklayınız.


Yasal uyarı

Bu sayfalarda yasal yükümlülüklerinin yerine getirilmesine rehberlik edecek yardımcı bilgiler yer almaktadır. Mevzuat konusunda tek güvenilir kaynak yasanın kendisi olup, bu sitedeki bilgiler yasal öneri niteliği taşımamaktadır. İMMİB, bu web sitesinin içeriğinden kaynaklanan herhangi bir yasal sorumluluğu kabul etmez.